Köşe Yazıları

FARKINDA OLMADIĞIMIZ MİLLİ GÜCÜMÜZ TELEVİZYON DİZİLERİ

|
Geçen ay TRT Genel Müdürü Sayın Prof. Dr. Mehmet Zahid Sobacı'ya bir mesaj gönderdim. Mesajımın konusu TRT ekranlarında yayınlanan "Taşacak Bu Deniz" dizisiydi. Diziyi takip edenler bilirler. Hikâye, küçük yaşta kaçırılarak Yunanistan'da büyüyen bir kızın yıllar sonra Türkiye'ye dönüp ailesini araması üzerine kuruludur. Bu yönüyle dizi sadece bir aile dramı değil, aynı zamanda iki komşu halk arasında kurulabilecek insani bağların da sembolü niteliğindedir. Son yayınlanan bölümlerde anne, baba ve kızın kavuşması izleyicileri derinden etkiledi. Ancak bundan sonraki süreçte dizinin şiddet, mafya, silahlı çatışmalar ve intikam hikâyeleri ekseninde ilerlemesi ihtimali beni düşündürdü. Çünkü bugün televizyon ekranlarında mafya, çatışma ve güç mücadeleleri üzerine kurulu çok sayıda yapım zaten bulunmaktadır. Oysa "Taşacak Bu Deniz" dizisini farklı kılan en önemli unsur; insan hikâyesi, aile bağları, aidiyet duygusu ve kültürler arası ilişkilere temas etmesidir. Bir sosyolog olarak şuna inanıyorum: Siyasetin zaman zaman başaramadığını sanat başarabilir. Tarih boyunca romanlar, filmler, tiyatrolar ve televizyon dizileri toplumların birbirini anlamasına önemli katkılar sağlamıştır. İnsanlar çoğu zaman karşı tarafı siyasetçilerin konuşmalarından değil, hikâyelerden tanırlar. Bir karakterin yaşadığı acıya ortak olduklarında, onun kimliğinden önce insan olduğunu görmeye başlarlar. Türkiye ile Yunanistan arasında tarih boyunca çeşitli anlaşmazlıklar yaşanmıştır. Ancak aynı zamanda ortak bir coğrafya, ortak bir tarih ve birbirine benzeyen birçok kültürel unsur da bulunmaktadır. Müziklerimiz, yemeklerimiz, geleneklerimiz ve hatta bazı kelimelerimiz bile birbirine yakındır. Bu nedenle diziler yalnızca reyting aracı olarak görülmemelidir. Özellikle kamu yayıncılığı yapan TRT gibi kurumlar, toplumsal barışa, kültürel anlayışa ve kamu diplomasisine katkı sağlayabilecek projeleri desteklemelidir. Örneğin “TAŞACAK BU DENİZ” Dizisinde; Senaryoya ilave yapılarak başrol karakteri, mübadele döneminde Türkiye’den Yunanistan’a gitmiş iyi kalpli bir aile tarafından büyütülmüş olsun. Onun anlatımı üzerinden Türk insanının yardımseverliği, misafirperverliği ve merhameti işlensin. Böyle bir hikâye, iki toplumun birbirini daha iyi anlamasına katkı sağlayamaz mı? Üstelik Ege ve deniz yetki alanları gibi Türkiye'nin hassasiyet taşıdığı konular da, karakterler arasındaki doğal diyaloglar içinde, karşılıklı anlayış çerçevesinde ele alınabilir. Böylece Türkiye'nin tezleri ve bakış açısı, geniş kitlelere daha sağlıklı bir şekilde anlatılabilir. Sanatın gücü tam da burada ortaya çıkar: İnsanları birbirine bağlayan köprüler kurmak... Benim TRT'ye ilettiğim düşüncenin özü de budur. Diziler sadece eğlendirmek için değil; düşündürmek, toplumu geliştirmek ve insanlar arasında gönül köprüleri kurmak için de vardır. Basından takip ettiğim kadarıyla Yunan halkı da bu diziyi ilgiyle izlemektedir. Sadece bu dizi değil, benzer yapımlar aracılığıyla da ortak tarih, ortak kültür ve insani değerler doğru bir üslupla işlenebilir. Böyle bir yaklaşım, Yunan halkının Türkiye'yi düşman olarak görme eğilimini azaltabilir; Türk düşmanlığı üzerinden siyaset üretmek isteyen çevrelerin etkisini zayıflatabilir ve iki ülke arasında dostluk, karşılıklı anlayış ve iş birliğini savunan kesimlerin güçlenmesine katkı sağlayabilir. Belki de bazen bir televizyon dizisinin kurduğu gönül köprüsü, yıllarca süren diplomatik görüşmelerin kuramadığı yakınlığı kurabilir. İşte bu nedenle TRT dizileri ve genel olarak televizyon yapımlarının, yalnızca birer eğlence aracı olarak değil; kültürel diplomasimizin, toplumlar arası barışın, milli politikalarımızın anlatılması hususunda  önemli bir araç olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Yorum Yazın

Yorum yazarak topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.